"Neyin kafasındasın?" diye soruyorum bazen kendi kendime. "Niye bu kadar saçmalamak için çabalıyorsun? Neden ki bu kadar can sıkıntın?"
"Rahat bırak beni." diye cevap veriyorum sonra. "Bak, seni meşgul tutuyorum."
Sıkça kendi kendime konuşuyorum. Yüksek sesle de konuşuyorum. Kendi kendine konuşanlara deli denir klişesine inanmıyorum. Kimse yokken yanımda konuşuyorum. Bazen kimse varken de konuşuyorum. Bazen kimse var oluyor, nasıl var olduğuna şaşıyorum. "Kimsesin sen", diyorum.
"Ding an sich gibi bir şeyim." diyor o da bana. Bakıyorum bakıyorum. Göremiyorum sanki. Var olduğunu da bilmiyorum da, kimse "ben geldim" diyor. "Nasıl?", diyorum ,"kimse yok ki?" "Aman sana ne, kimse kim." diyor o da.
Neyin kafasındayım bilmiyorum.
Ama güzel bir kafam var. Güle güle kullanıyorum.
Son 1-2 haftamı sınav öncesi stresi, sınav esnası saçmalaması, sınav sonrası el ayak boşalması, menapoz sonrası kemik erimes…… O değil. Son 2 haftadır allahım da peygamberim de sınav oldu dostlar. Ben de bu süreçte, bazı şeylerin safi insan gücümle altından kalkamayacağını anlamış olacağım ki;…
(via muhtesemikarus)
Pekala gençler, bir saat içinde ameliyata girdiğim gibi bir gerçek var.
İçimden bir mandalina çıkaracaklar, önemli bir şey değil.
Ama neticede ameliyattır, ölür kalırsam mıncırıyorum hepinizi. Kendinize iyi davranın.
Bütün filmlerin mutlu sonla bitmesinden bıktım usandım.
Bana cok oluyor bu ya. Ama o kadar cok tetris oynayan bir insan olmadigimdan baska oyunlarla oluyor.
Bir yaz dedemle 7/24 tavla oynamisligimiz vardi. Ben artik insanlari tavla pullari gibi gormeye, abartip “sen suraya gecsen acayip kapi olur ha” demeye baslamistim.
Baska bir yaz da okey taslariyla olmustu ayni sey. Okey oynamiyorduk ama o yaz, kafakıran oynuyorduk yanlis hatirlamiyorsam. Bos kaldigim her anda onumde taslar beliriyor, oynamaya calisiyordum.
Enteresan seyler ya.
(via did-you-kno)
(via thehobbitfromisengard)
Doctor Who izlemekten kafayı sıyırmış olabilirim. Şöyle ki, zamanın akışı değişmiş durumda.
Saat 22 gibi yatmışım, normalde bu saatte yatmam da yanımdaki teyze tır gibi horlamaya başlamadan uyumak gerekiyor.
Sonra ben epey uyudum. Epey ama. Rüya gördüm enteresan falan. Uyandırıldım sonra. Bu tarz uyandırılınca korkarım biraz, yüreğim ağzıma gelir.
Hemşire gelmiş elinde serumla. Hiç anlamadım ama, kafalarına göre antibiyotik veriyorlar. Neyse bu başka postun konusu.
İnsan uyandığında aşağı yukarı saatin kaç olabileceğini hisseder ya… Hani bilirsin yani, tahmin edersin aşağı yukarı kaçtır saat.
Diyorum ki, saat 6 filan oldu, bunlar da sabah mesaisine başladılar, bana da ilacımı getiriyorlar.
Vay efendim meğersem saat 00:00’ı gösteriyormuş yav.
Bir dünya uyumuşum ama sadece iki saat geçmiş.
Zamanın akışı değişmiş gibi.
Sonra tekrar yattım, kalktım saat 04:00.
Sabaha denk getiremedim bir türlü yahu.
Hastanede çok sıkılıyorum be. Uyurken bile. Ondan geçmiyor zaman.
Sabah sabah 5-6 kisilik doktor, hemsire ve bir adet idareci odami basti. Ne is anlamadim.
Asil doktorum oldugunu zannettigim adam bir tanidik geliyor, bir tanidik.. Az once aklima geldi ki, Robert Sean’a benziyor.
Kendimi House’un Alman versiyonu cekiliyormus da, kendimi bir anda icinde bulmusum sandim.
Ustelik daha neyim oldugunu da bulamadilar, emin olamadilar.
Birazdan Hugh Laurie cikacakmis ortaya, benim ettigim mal mal laflari asagilayip, agzima sicip gidecekmis gibi geliyor.
Hadi bagalim.
NEFRETME*: Başkasına ait olan özellik, nitelik ve nicelikleri dikkate alarak kişinin herhangi bir önyargı geliştirmeme hali.
“Sen de başkasın, NEFRETME “
(via uzakhikaye)
Yalnızım yalnızım diye ağlanıyorsunuz ya buralarda, ulan hastanede tek basima yatıyorum lan. Yarin ameliyat olacağım, yanımda kimse yok.
Hâlâ yalnızlık diyen varsa patlatarım kafasına.
Olum adam sonsuzluğu bulmuş, Tanrı da komplekse girip adama önce kimse inanmasın diye kafayi yedirtmis, sonra baktı olmuyor öldürmüş. Vaynassını lan.