"Neyin kafasındasın?" diye soruyorum bazen kendi kendime. "Niye bu kadar saçmalamak için çabalıyorsun? Neden ki bu kadar can sıkıntın?"
"Rahat bırak beni." diye cevap veriyorum sonra. "Bak, seni meşgul tutuyorum."
Sıkça kendi kendime konuşuyorum. Yüksek sesle de konuşuyorum. Kendi kendine konuşanlara deli denir klişesine inanmıyorum. Kimse yokken yanımda konuşuyorum. Bazen kimse varken de konuşuyorum. Bazen kimse var oluyor, nasıl var olduğuna şaşıyorum. "Kimsesin sen", diyorum.
"Ding an sich gibi bir şeyim." diyor o da bana. Bakıyorum bakıyorum. Göremiyorum sanki. Var olduğunu da bilmiyorum da, kimse "ben geldim" diyor. "Nasıl?", diyorum ,"kimse yok ki?" "Aman sana ne, kimse kim." diyor o da.
Neyin kafasındayım bilmiyorum.
Ama güzel bir kafam var. Güle güle kullanıyorum.
Oha yalnız, House’un evinin 221B olduğunu fark etmemiştim.
Tamam biliyorduk House’da bir Sherlockluk esinlenmesi olduğunu da, ama bu kadarı da.. Neblim.
(via ekseriyetle)
Considering that House is based on Sherlock Holmes…
& House & Wilson
The only reason I ever watched House was because of House/Wilson. I have no regrets.